Admin

Bu yazımızda İngiltere’de yapılmış olan oldukça etkili çözümler sunan Yapay Pankreas Davranışlı İnsülin Pompası çalışmasını sizinle paylaşmak istiyorum.

Diyabetli olan yaşı küçük arkadaşlarımız için özellikle ilk zamanlarda hem diyabetli kişi hem de ailesi sıkıntılar yaşayabiliyor. Yazıda bahsi geçecek olan yapay pankreas görevi yapan bu cihaz tip 1 diyabeti yönetmekte oldukça etkili görünüyor. Gelin beraber bu cihazı inceleyelim.

Cihaz, verilmesi gereken insülin miktarını belirlemek için özel bir algoritma kullanır.

Cihazdaki uygulamanın kullandığı bu algorirma öngörülen veya gerçek zamanlı glikoz seviyelerine göre sağladığı insülin miktarını otomatik olarak ayarlar, yani ebeveynlerin yalnızca yemek zamanlarında insülini izlemesi ve uygulaması gerekir.

New England Journal of Medicine’de yayınlanan bir araştırmaya göre de, cihaz kan şekeri düzeylerini yönetmede mevcut teknolojiden daha etkilidir.

Tip 1 diyabeti yönetmek, özellikle yaşı küçük çocuklarda, gereken insülin seviyelerindeki ve her çocuğun tedaviye nasıl yanıt verdiğindeki değişkenliğin yanı sıra ne kadar yedikleri ve egzersiz yaptıklarına ilişkin öngörülemezlik yetişkin insanlara göre daha fazla olduğundan zordur.

Klasik Kan Şekeri Ölçme Yönteminde Parmaktan Kan Numunesi Alınması

Bu öngörülemezliğin sonucu olarak çocuklar, ölümcül olabilen veya vücuda zarar verebilecek tehlikeli düzeyde düşük kan şekeri düzeyleri (hipoglisemi) ve yüksek kan şekeri düzeyleri (hiperglisemi) açısından özellikle risk altındadır.

Birçok çocuk günümüzde glikoz seviyelerini sürekli izleyen ve deriye yerleştirilmiş bir aparata bağlı bir pompa aracılığıyla insülin veren cihazlar kullanıyor. Ancak bunun için ebeveynlerin sıklıkla glikoz seviyelerini gözden geçirmesi ve ardından ihtiyaç duydukları insülin miktarını cihaz üzerinden manuel olarak ayarlaması gerekiyor.

Bununla birlikte, bu yeni teknoloji, kandaki glikozu gösteren bir sistem ve insülin pompası ile birlikte yapay bir pankreas gibi davranan ve gerçek zamanlı glikoz seviyelerine göre sağladığı insülin miktarını otomatik olarak ayarlayan bir uygulama kullanıyor. Bu da manuel olarak gün içerisinde bir müdahaleye gerek bırakmıyor. Çünkü sürekli bir şekilde kan şekeri ölçümü gerçekleşerek ona göre cihazdan insülin çıkışı oluyor.

Uygulamayı geliştiren kişiler geçmiş deneyimlere dayanarak insülin seviyeleri hakkında tahminler yaptığını ve günün belirli saatlerinde çocuğun ne kadar ihtiyacı olduğunu “öğrenebildiğini” belirtiyorlar.

Uluslararası yapılan bir araştırmada, yaşları 1-7 arasında değişen tip 1 diyabetli 74 çocuğu içeriyordu.

Tüm çocuklar 16 hafta boyunca bahsettiğimiz uygulamayı (CamAPS FX) kullandılar ve ardından yine 16 hafta boyunca normal tedaviyi (sensörle güçlendirilmiş pompa tedavisi) kullandılar.

Ortalama olarak, çocuklar CamAPS FX kullanırken günlerinin yaklaşık dörtte üçünü (%72) glikoz seviyeleri için hedef aralıkta geçirdi – bu oran mevcut teknolojiden neredeyse yüzde dokuz puan daha yüksek.

‘Güvenli ve etkili’


Baş yazar Dr. Julia Ware şunları söyledi: “CamAPS FX, hipoglisemi riskini arttırmadan hiperglisemi ve ortalama kan şekeri seviyeleri dahil olmak üzere çeşitli komplikasyonlarda iyileştirmelere yol açtı.

“Ebeveynler yapay pankreasımızı ‘hayat değiştiren’ olarak tanımladılar, çünkü bu, özellikle geceleri, çocuklarının kan şekeri seviyeleri hakkında endişelenmek için daha az zaman harcayabilecekleri ve rahatlayabilecekleri anlamına geliyordu.”

Sam Wright, altı yaşındaki kızı Sofia’ya parmaktan alınan kan yöntemiyle kan şekerini ölçer ve bunu da yapmak için geceleri alarm kurardı.

Şimdi uygulamayı kullanarak şunları söyledi: “Tanıdan bu yana ilk kez rahatlayabileceğimi hissediyorum.”

Bu önemli çalışma, yapay pankreasın küçük yaştaki çocukların tip 1 diyabetlerini yönetmelerine yardımcı olmak için güvenli ve etkili bir yol olabileceğini gösteriyor ve uygulamanın potansiyeline dair daha fazla kanıt sağlıyor.

Yeni Keşfedilen Fabkin Hormonunun Tip 1 ve Tip 2 Diyabette Kritik Bir Rolü Olabilir

Yapılan araştırmalarla yeni keşfedilen fabkin adlı hormon, metabolizmayı düzenlemeye yardımcı oluyor. Ayrıca bu hormonun tip 1 ve tip 2 diyabetin gelişiminde önemli bir rol oynayabileceği belirtildi.

Yapılan çalışmalar tip 1 veya tip 2 diyabetli farelerde ve insanlarda kandaki fabkin hormonu seviyelerinin anormal derecede yüksek olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, fabkin aktivitesinin bloke edilmesinin hayvanlarda her iki diyabet formunun da gelişmesini engellediğini tespit ettiler. Fabkin muhtemelen insanlarda da benzer bir rol oynuyor ve araştırmacılara göre bu hormon kompleksi umut verici bir terapötik hedef olabilir.

Araştırmacı Gökhan S. Hotamışlıgil, “On yıllardır, pankreas beta hücrelerinden insülin üretimi gibi uygun endokrin tepkileri üretmek için gerekli olan adipositlerdeki enerji rezervlerinin durumunu ileten sinyali araştırıyoruz. Artık fabkin’i çok sıra dışı bir moleküler mekanizma yoluyla bu kritik işlevi kontrol eden yeni bir hormon olarak tanımladık.” sözleriyle fabkin hormonunun görevini açıkladı.

İnsülin ve leptin gibi birçok hormon metabolizmanın düzenlenmesinde rol oynar. Fabkin, tek bir tanımlanmış reseptörü olan tek bir molekül olmadığı için geleneksel hormonlardan farklıdır. Bunun yerine fabkin, yağ asidi bağlayıcı protein 4 (FABP4), adenosin kinaz (ADK) ve nükleozid difosfat kinaz (NDPK) dahil olmak üzere birçok proteinden oluşan fonksiyonel bir protein kompleksinden oluşur.

Bir dizi deneyle araştırmacılar, fabkin hormonunun hücrelerin dışındaki enerji sinyallerini düzenlediğini belirlediler. Bu sinyaller daha sonra hedef hücre fonksiyonunu kontrol etmek için bir reseptör ailesi aracılığıyla hareket eder.

Diyabet durumunda ise fabkin, pankreasta insülin üretiminden sorumlu olan beta hücrelerinin işlevini kontrol eder.

Yazarlar pankreasın insülin üreten beta hücrelerinin fabkin’in hedefi olduğunu ve hormonun diyabet gelişiminin arkasındaki itici güç olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, farelerde fabkin’i nötralize etmek için bir antikor kullandıklarında, hayvanlarda diyabet gelişmedi. Obez, diyabetik farelere antikor verildiğinde, sağlıklı bir duruma geri döndüler.

-Sabri Ülker Merkezi ve Moleküler Metabolizma Bölümü’nde araştırma görevlisi olan baş yazar Kacey Prentice’in şu cümleleriyle yazımıza son veriyoruz. “Fabkin’in keşfi, bir adım geri atmamızı ve hormonların nasıl çalıştığına dair temel anlayışımızı yeniden gözden geçirmemizi gerektirdi.” “Yeni bir hormon bulmak için son derece heyecanlıyım, ancak bu keşfin uzun vadeli etkilerini görmek konusunda daha da heyecanlıyım.”

Referanslar:

Kacey J. Prentice, Jani Saksi, Lauren T. Robertson, Grace Y. Lee, Karen E. Inouye, Kosei Eguchi, Alexandra Lee, Ozgur Cakici, Emily Otterbeck, Paulina Cedillo, Peter Achenbach, Anette-Gabriele Ziegler, Ediz S. Calay, Feyza Engin, Gökhan S. Hotamisligil. A hormone complex of FABP4 and nucleoside kinases regulates islet functionNature, 2021; DOI: 10.1038/s41586-021-04137-3

https://www.sciencedaily.com/releases/2021/12/211208123349.htm

Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre hamilelik öncesi veya hamilelik esnasında diyabete yakalananlar annelerin, göz problemleri yaşama riski olan çocuklara sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

Araştırma, Nanjing Tıp Üniversitesi, Nanjing, Çin Üreme Tıbbı Devlet Anahtar Laboratuvarı’ndan Dr. Jiangbo Du ve Aarhus Üniversitesi, Aarhus, Danimarka’dan Dr. Jiong Li ve meslektaşları tarafından yapılmıştır.

Araştırmacılar hamilelik öncesi veya sırasında anne diyabeti ile yüksek ışık kırılma hatası (RE) denilen problem riski arasındaki ilişkileri analiz etti: gözün görüntüleri retinaya düzgün şekilde odaklayamadığı durumlar. Kırılma hatası (RE), göz şeklinizin ışığı doğru şekilde bükememesi ve bunun sonucunda bulanık bir görüntü oluşması anlamına gelir. Başlıca kırma kusurları türleri miyopi (yakını görememe), hipermetropi (ileri görememe), presbiyopi (yaşla birlikte yakın görme kaybı) ve astigmatizmdir.

Son yıllarda, genetik olmayan faktörlerin de bu göz problemlerinin gelişiminde önemli bir rol oynayabileceğini gösteren RE prevalansında hızlı bir artış olmuştur. Okul çağındaki çocuklarda ve genç yetişkinlerde düşük ve orta düzeyde RE gelişimi için edinilen ana risk faktörleri olarak, uzun süre bilgisayar kullanma gibi gözün sürekli yakından parlak objelerce yorulmasıyla beraber kişinin açık hava etkinliğinin olmaması tespit edilmiştir.

Bununla birlikte, yüksek RE kusurlarının nedenleri hala tam olarak anlaşılmamıştır.

Daha önceki araştırmalar, şiddetli RE’li bireylerin doğumdan önce yaşanan problemler sebebiyle , doğuştan göz kusurlarına sahip olabileceğini göstermiştir; bu durum fetüsün uterusta maruz kaldığı olumsuz koşulların doğum sonrası yaşamında daha ciddi RE gelişiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir.

Hamilelik sırasında hiperglisemi (yüksek kan şekeri), retinaya ve optik sinire zarar verebilecek yüksek kan şekeri seviyelerine yol açabilir ve sonuçta RE’ye neden olan göz problemlerine yol açabilir.

Araştırmacılar şunları önermektedir: “Küçük çocuklarda pek çok bahsettiğimiz problemler daha tedavi edilebilir olduğundan, erken teşhis ve müdahale yaşam boyu olumlu bir etkiye sebep olabilir.

Son olarak uzmanlar diyabetli annelerin çocuklarında göz bozuklukları için erken taramanın görme sağlığının korunmasında önemli bir rol oynayabileceğini belirtmektedir.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2021/08/210817193001.htm

Fasulye içerdiği bileşenler göz önüne alındığında ucuz, besleyici ve oldukça sağlıklı bir besindir.

B vitaminleri, A vitamini, C vitamini ,K vitamini kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum ve içeriğindeki yüksek lif açısından zengin bir baklagil türüdür.

Kemik gelişimine katkısı vardır.

Hazımsızlığın giderilmesinde ve sindirim sisteminin gelişiminde etkilidir.

Kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcıdır.

Hamilelik öncesi ve hamilelik sırasında anne ve bebek sağlığı açısından önemli bir madde olan folik asit içeriği nedeniyle bolca tüketilmelidir.

Önemli antioksidanlardan olan, lutein ve beta-karoten içeriği ile birlikte serbest radikallerle savaşır, yaşlanma etkilerini geciktirir ve çeşitli hastalıkları önlemeye yardımcıdır.

Ayrıca diyabeti yönetmekte büyük etkisi olan glisemik indeks açısında oldukça düşüktür. Bu açıdan diyabeti iyi yönetme ve diyabete yakalanma riskini azaltma açısından oldukça faydalıdır.

Kardiyovasküler hastalık riski yüksek olan 3.000’den fazla katılımcıyı içeren bir çalışmada, daha fazla baklagil tüketenlerin tip 2 diyabete yakalanma riskinin %35 azaldığı belirlenmiştir.

Parmaktan kan alınarak yapılan şeker ölçümleri çoğu diyabetlinin sevmediği bir süreçtir. Hele ki tip-1 diyabete sahipseniz gün içerisinde sık sık ölçüm yapmak gerekebilir.

Kişiler farklı sebeplerden kan şekeri ölçümünü atlayabilir, unutabilir. Sonuç olarak takip edilemeyen kan şekerinin yol açtığı olası hiperglisemi ya da hipoglisemi gibi durumlarla karşılaşmak kolaylaşır.

Bu cihaz parmaktan kan şekeri ölçümüyle arası pek iyi olmayan çocuklar ve yetişkinlerin işlerini kolaylaştırmak için dizayn edilmiş.

Cihaz çalışma prensibi olarak eski tip cihazların aksine deri altına yerleştirilen sensör yardımıyla hücreler arası sıvıdan kan şekeri ölçümü yapmaktadır.

Peki bu cihaz nedir? Nasıl çalışır? Avantajları ve dezavantajları nedir? Gelin beraber inceleyelim…

  • FreeStyle Libre Sistemi kolun arkasının üst kısmına acısız bir şekilde takılan 1 lira boyutunda sensör ve okuyucudan oluşan sürekli glikoz izleme sistemidir.
  • Sensör ve okuyucu birbirine kablo ile bağlı değildir. Telefon gibi ufak bir cihaz olan okuyucuyu kolunuzdaki sensöre yakınlaştırarak ölçüm alabilirsiniz. Okuyucu, sensöre 1-4 cm mesafedeyken sensördeki verileri alabilir.
  • Sensör, her dakika şeker ölçümü yapabilmek için hücre içi sıvıdaki şeker seviyesini ölçen ince ve esnek bir filaman kullanır. Bu bahsedilen filamanı insülin pompalarında da yer alan ve derinin altına giren ekipman gibi de düşünebiliriz.
  • Her dakika ölçüm yapan bu cihaz 15 dakikada bir de ortalamayı kayıt eder. Bu da günde 1440 adet ölçüm yapmaya eşittir.
  • Hipoglisemi, Hiperglisemi, hedef değerlerde geçirdiğiniz zaman dilimi, istenilen zaman aralıklarında ortalama kan şekeri değerlerine ulaşabilirsiniz.

Fiyat ve Kullanım

Okuyucu Fiyatı: 450 lira

Sensör Fiyatı: 450 lira

Okuyucu bir kereliğe mahsus alınsa da sensör malesef öyle değil. 14 günde bir sensörü değiştirip; yenisini takmak gerekiyor.

Aslında bu durum kullanıcıları en çok zorlayan kısım. Aylık olarak 900 lira gibi maliyeti olan bu cihazın bana göre handikapı bu.

Özellikle diyabetle genç tanışan kişiler için farkındalık yaratarak; diyabetle olan ilişkilerinde adaptasyon süresini minimuma indirebilir.

Hepimizin en çok çekindiğin ani hipoglisemi ve hiperglisemilerin görülme sıklığı azalabilir.

En önemlisi de elimizde daha fazla kan şekeri değeri verisi olacağı için tedavimizi yaparken elimiz kuvvetli olur; yorumlamamızı ona göre yaparak hamlemizi yaparız.

Umarız ilerleyen günlerde SGK kapsamına girerek; biz diyabetlilerin kan şekerimizi daha kontrollü olmasını sağlayacak bu cihaza ulaşım kolaylaşır.

Muhtemelen son zamanlarda chia tohumuna sağlıklı beslenme yazılarında, TV programlarında rastgelmişsinizdir. Ancak chia’nın faydalarına çok da aşina değilseniz, bu küçük tohumların neden bu kadar popüler hale geldiğini merak ediyor olabilirsiniz.

Chia, Meksika’da yetişen çöl bitkisi olan Salvia hispanica’dan gelen yenilebilir bir tohumdur. Bu küçük tohumlar yakın zamanda popüler olup; talep gördüğü için modern bir şey gibi görünebilir, ancak kullanımları aslında yüz yıl öncesine kadar dayanıyor. Maya dilinde Chia, ‘güç’ anlamına gelir. Bu minik siyah beyaz tohumlar, büyük bir enerji arttırıcı olarak kullanılıyor.

Lif bakımından son derece zengindir, ancak sindirilebilir karbonhidrat oranı düşüktür. İçinde bulundurduğu Omega 3 yağ asitleri, protein, lif, antioksidanlar ve kalsiyumla dolu mükemmel bir işlenmemiş tam tahıllı gıda olarak dikkat çekmiştir. Diyetinize chia tohumlarını dahil etmek, daha iyi kalp ve kemik sağlığının gelişmesine yardımcı olabilir.

Beslenme alışkanlıklarımıza chia tohumu eklemenin faydaları nelerdir?

  • Kilo vermenize yardımcı olabilecek şekilde çok az kalori ile muazzam miktarda besin sağlarlar.
  • Yüksek lif içeriği sizi daha uzun saatler tok hissettirir.

28 gram chia tohumu porsiyonundaki 12 gram karbonhidrattan 11’i liftir ve bu da kan şekerinin kontrol etmemizi kolaylaştırır.

Chia tohumu için tüketim alışkanlığı sağlamak da oldukça kolaydır. Öğütmeniz veya pişirmeniz gerekmez.

Lif oranı yüksek yapısı sayesinde kan şekeri artışını önlemeye yardımcıdır.Yani kan şekerinin ani yükselmesini ve düşmesini engeller. Dahası, doğal bir anti-enflamatuardır ve bu nedenle diyabet yönetimi için harika bir besindir.

Obezite veya aşırı kiloya sahip 77 yetişkini içeren ve tip 2 diyabet teşhisi konan bir araştırma, chia tohumu tüketiminin kilo vermeyi desteklediğini ve iyi glisemik kontrolün korunmasına yardımcı olduğu sonucuna erişti.

Tüketim Yöntemleri

Çok yönlü olduğundan, chia tohumlarının bir diyabetik diyete dahil edilmesi kolaydır. Islatılmış chia tohumları bir kase yeşillik, meyve ve kuruyemişlere eklenebilir.

Öğütülmüş chia tohumları tam buğday unu veya yulaf ezmesiyle ile karıştırılabilir. Ayrıca sağlıklı kuruyemişlerle de karıştırılıp tüketebilir; açlığınızı yatıştırabilirsiniz.

Kaynakça:

https://www.healthline.com/nutrition/16-best-foods-for-diabetics#5.-Chia-Seeds

https://timesofindia.indiatimes.com/life-style/food-news/how-chia-seeds-can-be-used-in-diabetes-management/articleshow/70057117.cms

Bilimsel adı Persea americano olan avokado aslında bir ağaç meyvesidir. Kabuğu yeşil, yenen kısımları beyaz ve iri çekirdeklidir. Avokadonun yenilebilecek olgunluğa ulaşması toplandıktan sonra olur.

Avokadolar 1 gramdan daha az şeker yani karbonhidrat, yüksek lif içeriği ve sağlıklı yağ içeriğine sahiptir. Bu nedenle avokadoların kan şekeri seviyenizi yükseltmeleri konusunda endişelenmenize gerek yoktur.

Yukarıda bahsettiğimiz özellikler avokadoyu diyabetli kişiler için ideal ve sağlıklı bir atıştırmalık yapar.

AVOKADONUN FAYDALARI

Avokado, diğer meyvelere kıyasla sağlıklı yağ açısından oldukça zengin bir meyvedir. İçinde bulunan çok sayıda antioksidan sayesinde bağışıklık sistemini destekleyici özelliğe sahiptir. 

  • Avokadoda bulunan vitaminler kanser hastalıklarına karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda içindeki fitokimyasallar, kemoterapi ilacı olan siklofosfamidin yol açtığı kromozom hasarını azaltmaktadır.
  • Aynı zamanda çok iyi bir folik asit kaynağıdır. Herkesin ihtiyaç duyduğu folik asit özellikle sağlıklı bir hamilelikte önemli olan yeni hücrelerin üretilmesine ve korunmasına yardımcı olur.
  • Yapılan çok sayıda çalışma, avokado yemenin kolestrol gibi kan hastalığı risk faktörlerini ve ayrıca trigliserit değerlerini iyileştirebileceğini göstermiştir.
  • Göz sağlığına önemli faydaları olduğu belirlenmiştir. (Katarakt ve Sarı nokta hastalığı)

Yapılan araştırmalar avokadonun diyabeti önlemeye özgü özelliklere sahip olabileceğini gösterdi:

2019 yılında fareler üzerinde yapılan bir araştırmada, yalnızca avokadoda bulunan bir yağ molekülü olan avokatin B’nin (AvoB) iskelet kasında ve pankreasta eksik oksidasyonu engellediğini ve bunun da insülin direncini azalttığı tespit edildi.

Avokado ve diyabetin önlenmesi arasındaki bağlantıyı kurmak için insanlar üzerinde daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Beslenme ile ilgili diğer yazılarımıza göz attınız mı?

Yumurtanın diyabetli kişilere faydaları nelerdir? Besin değeri açısından neler içerir?

Referanslar:

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1002/mnfr.201900688

Yumurta tüketimi sağlık açısından inanılmaz faydalar sağlar.

  • Öğünler arasında kişiyi tok tutmak ve sağlıklı hissetmek için tercih edilebilecek en faydalı yiyeceklerden biridir.
  • Düzenli yumurta tüketimi, kalp hastalığı riskinizi de çeşitli şekillerde azaltabilir.
  • Yumurta tüketimi vücutta iltihabı azaltır.
  • İnsülin duyarlılığını iyileştirir.
  • HDL (iyi) kolesterol seviyesini yükseltir ve LDL (kötü) kolesterolün boyutunu ve şeklini değiştirir.
  • 2019’da yapılan bir araştırma, sağlıklı yağlarla birlikte, düşük karbonhidratlı ve yumurta içeren kahvaltının , şeker hastalarının gün boyunca kan şekeri seviyelerini yönetmelerine yardımcı olabileceği sonucuna vardı.

Daha eski araştırmalarda araştırmacılar, yumurta tüketiminin diyabetli kişilerde kalp hastalığı ile ilişkili olduğunu belirtmişlerdi.

Ancak günümüzde kontrollü çalışmaların daha da artmasıyla elde edilen sonucu verileri özetleyecek olursak: Besleyici bir diyetin parçası olarak haftada 6 ila 12 yumurta tüketmenin diyabetli kişilerde kalp hastalığı riskini arttırmadığı sonucuna varıldı.

  • Ek olarak yapılan bazı araştırmalar yumurta yemenin felç riskini azaltabileceğini öne sürmektedir.
  • Ayrıca yumurta, göz hastalıklarına karşı koruma sağlayan antioksidanlar olan iyi bir lutein ve zeaksantin kaynağıdır.

Yumurta yerken sadece beyazını yemekten vazgeçmek gerekmektedir Çünkü yukarıda saydığımız yararlı bileşenlerin çoğu yumurtanın sarı kısmında yer almaktadır.

Özet olarak düzenli ve kararında yumurta tüketimi, kalp hastalığı riskini azaltır, kan şekerini dengeleyemeyi kolaylaştırır, göz sağlığının korunmasına katkıda bulunur ve kendinizi tok hissetmenizi sağlayabilir.

Referanslar:

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21495899/

https: //pubmed.ncbi.nlm.nih. gov / 24703415 /

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/25970149/

https: / /pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/24079288/

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23128450/

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23021013/)

https://academic.oup.com/ajcn/article/109/5/1302/5435774?login=true

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28359773/

(https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29680985/)

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4709836/

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23571649/

Araştırmacılar, Tip-1 diyabetliler için kan şekeri düzenlemesinin hem daha kolay hem de daha güvenli hale gelmesini sağlayacak yeni bir insülin molekülü geliştirdiler.

Kopenhag Üniversitesi’nden araştırmacılar ve biyoteknoloji firması Gubra, gelecekte şeker hastalarının doğru miktarlarda insülin kullanmasını sağlayacak yeni bir insülin molekülü geliştirdi.

Bugün piyasada olan ve tip-1 diyabetlilerin kullandığı insülin tipleri, kan şekerini düşürmek için ne kadar miktarda gerekli olduğunu belirleyemiyor. Bilindiği üzere diyabetli kişi kendi ölçümlerine, karbonhidrat sayımına ve hareketine göre yorum yapıp; ona göre enjeksiyonu sağlıyor.

Araştırmacı Profesör Knud Jensen “Bu nedenle, hastanın kan şekeri düzeyine göre kendi kendini ayarlayabilen bir tür insülinin üretimi için ilk adımı geliştirdik. Bu, tip 1 diyabetli kişilerin yaşamlarını büyük ölçüde iyileştirmek için muazzam bir potansiyele sahiptir.” diye açıklıyor.

İlk denemeler farelerde olumlu sonuçlar verdi. Bir sonraki adım, molekülü daha hızlı ve doğru çalışacak şekilde geliştirmek ve son olarak da insanlar üzerinde uygulanabileceğini kanıtlamak. Yani daha önümüzde bu gelişme için uzun yıllar olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Çalışmanın arkasındaki araştırmacılar, vücutta ne kadar kan şekeri olduğunu algılayabilen yerleşik bir moleküler bağlanmaya sahip bir tür insülin geliştirdi.

Bu molekül kan şekeri yükseldikçe aktif hale gelerek kana daha fazla insülin salgılanmasını sağlıyor. Kan şekeri düştüğünde ise tam tersi yönde yani insülinin daha az salgılanmasını sağlıyor.

J. Jensen, “Molekül sürekli olarak az miktarda insülin salgılar; ancak ihtiyaca göre değişkenlik gösterir” diyor ve şu şekilde devam ediyor:

“Günümüzde tip 1 diyabetli bir kişi gün içinde birçok kez insülin enjekte etmeli ve sık sık kan şekeri seviyesini parmaktan alınan kan ile ölçerek izlemelidir. Yeni geliştirilen insülin molekülüyle ise bir kişinin yeni insülin molekülünü bir gün içinde daha seyrek enjekte etmesine ve dolayısıyla onu daha az düşünmesine olanak tanır. Bu tip insülin molekülü, tip 1 diyabet hastalarına daha güvenli ve daha kolay bir tedavi sağlayacaktır.” diyor.

Şu an sadece araştırma ve geliştirme aşamasında olan bu çalışma tip-1 diyabetliler için hayat standartlarında bir artış vaat ediyor. Dileriz bu tarz çalışmalar artarak devam eder.

Referanslar:

Knud J. Jensen, Karin Mannerstedt, Narendra Kumar MIshra, Ebbe Engholm, Morten Lundh, Charlotte Stahl Madsen, Philip J Pedersen, Priska Le-Huu, Søren L Pedersen, Nina Buch-Månson, Björn Borgström, Thomas Brimert, Lisbeth N Fink, Keld Fosgerau, Niels Vrang. An Aldehyde Responsive, Cleavable Linker for Glucose Responsive Insulins. Chemistry – A European Journal, 2020; DOI: 10.1002/chem.202004878

Yıllarca kolestrolle olan ilişkisinden dolayı faydalı mı zararlı tartışmalara konu olan yumurta tüketimi artık günümüzde pek çok maddeden zengin bir besin olarak kabul ediliyor. Tabiki kararında tüketilirse…

Araştırmacıların düzenli yumurta tüketiminin tip 2 diyabet gelişme riskini önemli ölçüde artırdığını tespit ettiği ortaya çıktı. Konuya ilişkin araştırma, British Journal of Nutrition’da yayınlandı. 

Çin Tıp Üniversitesi ve Katar Üniversitesi’ndeki araştırmacılarla işbirliği içinde yapılan bu çalışma 1991’den 2009’a kadar sürdü. Çin Sağlık ve Beslenme Anketi (China Health and Nutrition Survey-CHNS) adındaki araştırma grubu Çinli katılımcıların (ortalama yaşları 50) verilerini analiz etti.

Araştırmacılar, 8545’ten fazla katılımcının yumurta tüketiminine göre kan şekeri seviyelerini karşılaştırdı.

Araştırma sonucunda çok yumurta yiyenlerin, az yiyenlere kıyasla diyabet riskinin arttığını buldular.

Baş araştırmacı Ming Li’ye göre, “Keşfettiğimiz şey, uzun süreli yumurta tüketiminin günde 38 gramdan fazla (1 yumurta =50 gramdır.) olduğu durumda Çinli yetişkinler arasında diyabet riskini yaklaşık %25 artırdığıydı.

Dahası, düzenli olarak çok yumurta yiyen yetişkinlerde (50 gramın üzerinde ) diyabet riskini %60 oranında artırdığı saptandı.”

Bu aşamada araştırmacılar yumurta yemenin neden diyabetle bağlantılı göründüğünü sadece tahmin edebiliyorlar. Riskin, yumurta sarısında bulunan kolin kaynaklı oksidasyon ve iltihaplanma ile ilgili olabileceğini veya yumurta beyazındaki kimyasalların karbonhidrat emilimini engellediğini tahmin ettiler.

Ayrıca yumurta tüketiminin yanı sıra olası diğer faktörleri de sundular. Bu faktörlerin başlıcası:

  • En çok yumurta tüketen denekler aynı zamanda daha fazla yağ ve hayvansal protein tüketmiş olmalarıdır. Ayrıca, fiziksel olarak daha az aktiflerdi ve daha yüksek kolesterol seviyelerine sahip olmalıdır.
  • Araştırmacılar ayrıca, Çin’de son yıllarda batı tipi bir diyetin (sebze tüketiminin daha az, et ve yağın daha fazla) daha yaygın hale geldiğini ve bu durumun da diyabet oranlarının artmasına katkıda bulunabileceğini belirttiler.

Uzmanların genel görüşüne göre yumurta tüketimi konusunda dikkatli olmak gerekmektedir.

Hatta diğer araştırmalar, ölçülü olarak yumurtaların sağlıklı bir diyetin parçası olabileceğini ve hatta diyabet riskini azaltabileceğini gösteriyor.

Diyabetin nedenlerini anlayabilmek için, bir kişinin genel diyetinin yanı sıra vücut ağırlığı, aktivite düzeyindeki değişiklik, stres gibi diğer faktörleri de göz önünde bulundurmak önemlidir.

Kaynakça:

www.diabetesselfmanagement.com/news-research/2020/12/11/new-study-suggests-link-between-eggs-and-diabetes/